The Spells ile Son Kez: “Bat vs. Bird”
1990′ların sonunda Carrie Brownstein ve Mary Timony bir araya gelerek “The Spells” diye bir grup kurmuÅŸlardı. Hatta herkes buna kısa süreli bir proje demenin daha uygun olduÄŸunu düşündü, çünkü The Spells’in bir EP (The Age of Backwards) ve bir konserden (Olympia) baÅŸka bir icraati olmadı.
Carrie, Monitormix’deki The Spells’i anlatan yazısında zamanında iki eski arkadaşın albüm yapma hevesiyle birbirlerine birtakım kayıtlar pasladıklarını; fakat ikisi de esas gruplarıyla birlikte konserden konsere koÅŸtukları için bölük pörçük kayıtları bir türlü bir araya getiremediklerinden bahsediyor. Sonunda beklenen oluyor ve 2000 senesinin yaz ayında birkaç saat içerisinde 4 ÅŸarkı birden kaydetmeyi baÅŸarıyorlar ama ne yazık ki bunun devamı gelmiyor.
Neredeyse 10 senelik bir uÄŸraÅŸ-amayış-ın ardından The Spells’in bir albüm ortaya koyamayacağını anlayan The Spells, birlikte ikilinin kaydettikleri 4 ÅŸarkıyı bizlere sunuyor. Hatta iki tanesini indirmemize izin veriyor. DiÄŸer ikisi de benden olsun.
The Spells – Bat vs. Bird.mp3
The Spells – Antarctica.mp3
The Spells – Champion Vampire.mp3
The Spells – Viola.mp3
Mary Timony ve Carrie Brownstein’in ÅŸarkının kaydedildiÄŸi seneyle ilgili aralarında geçen bir diyaloÄŸu buraya yazmak istedim:
Mary Timony: Gore ve Bush’un katıldığı seçim döneminin hemen öncesiydi. Sanırım ÅŸarkıları AÄŸustos ayında kaydettik; çünkü Bush’un birkaç ay sonra seçildiÄŸini hatırlıyorum. 2000 senesiyle ilgili hatırladığım bir ÅŸey de bu Y2K olayı. Bilgisayarlar ve diÄŸer dijital tabanlı aletler kafayı yer korkusuyla diye herkes galonlarca su ve torbalar dolusu yiyecek alıyordu. Bunların hiçbirisini yaptığımı hatırlamıyorum ama her ihtimale karşı ÅŸehir dışına kaçan bir arkadaşım vardı. 2000 senesi sanırım electroclash’i tanımaya baÅŸladığım zamana denk geliyor. Bunun bana niye önemli geldiÄŸini bilmiyorum. Geriye dönüp baktığımda electroclash’in müzikte geldiÄŸim ya da parçası olduÄŸum noktadan, yani 90′ların indie-rock’ından alakasız bir yerde durduÄŸunu durduÄŸunu görüyorum. 2000′lere geldiÄŸimizde ise indie-rock’ın yerini artık baÅŸka ÅŸeylerin almaya baÅŸladığını hissediyordum. Sanırım bu yüzden.
Carrie Brownstein: Tamamını Olympia’da geçirdiÄŸim son seneydi. Sonrasında sık sık ÅŸehirden ayrı düşeceÄŸimi bilmiyordum. DoÄŸrusunu söylemek gerekirse, 2000′i “11 Eylül’den önceki sene” ÅŸeklinde hatırlıyorum. Åžarkıları kaydetmeden kısa bir süre önce Ladyfest dediÄŸimiz o çılgın festival gerçekleÅŸmiÅŸti. Zaten sen de ÅŸehre bu yüzden gelmiÅŸtin. Bütün haftayı akÅŸamdan kalma kafasıyla geçirmiÅŸtim. Gerçekten çok içmiÅŸ olmasam bile Olympia’nın hareketi beni çok yormuÅŸtu. Olympia’yla ilgili izlenimlerini neler?
MT: SoÄŸuk, kalabalık ve pahalı olan Boston’dan Olympia’ya ayak basmıştım. Kendimi ütopik bir kara parçasına gelmiÅŸ gibi hisettim. Küçüktü ve güzeldi. İnsanlar çok sıcaktı ve ilgi çekici bir müzik ortamı vardı.
MT: Åžarkıları kaydetmeden hemen önce Avrupa’yı turlamış ve ardından Ladyfest’lerin hası olan Ladyfest Olympia’da çalmıştık, öyle deÄŸil mi?
CB: DoÄŸru. Gruplarımız birlikte ikinci kez Avrupa turnesine çıkmıştı. Åžarkıları Jamaika Plain’deki bir apartman katında yazdığımızı hatırlıyorum. Turneyi bitirdikten sonra Washington’dan seni ziyarete geldim. The Spells için ÅŸarkı yazmakla solo çalışmaların arasındaki fark nedir senin için?
MT: The Spells için şarkı üretmek solo takılmaktan çok farklı; çünkü senin ortaklaşa bir şeyler yapıyoruz. Bu çok eğlenceli. Arkadaşlığımızın hiç de şaşırtıcı olmayan bir uzantısı gibi. Aynı zamanda çok ilginç olduğunu düşünüyorum çünkü hatırladığım kadarıyla şarkıları yazıp kaydetmek bir haftadan az zamanımızı aldı. Peki sen şarkı üretmek açısından Sleater-Kinney ve The Spells arasındaki farkı nasıl görüyorsun?
CB: Sanırım ÅŸarkıları Bonton’dayken iki gün içerisinde yazıp, Olympia’dayken yine o kadarlık bir süre içerisinde kaydettik. Seninle ÅŸarkı üretmek Sleater-Kinney ile olduÄŸundan tamamiyle farklı deÄŸil, fakat senin farklı bir çalma tarzın var. Dolayısıyla benim için hem iyi anlamda zorlayıcı hem de harika bir deneyimdi. Åžarkıları kendi haline bırakıp onların bir anda bitmelerine, alakasız bir melodiye baÄŸlanmalarına izin verdik. Ortaya çıkan ne kadar garip olsa da inatçı bir sıcaklık barındırmayı baÅŸarıyordu. DiÄŸer hatırladığım bir ÅŸeyse ikimizin de kendi gitar partlarımıza takıntılı oluÅŸumuzdu. İkimiz de neredeyse her parça boyunca lead melodiler çaldık. Åžarkıları yaptıktan sonra, yani son 8 sene içerisinde hiç onlar üzerinde kafa yordun mu?
MT: Şarkıları hep çok sevdim ve onları hep yayınlamak istedim; fakat sadece 4 şarkımız olduğu için ne yapabileceğimizi bilemiyordum. Sonuçta normal bir albüm için 4 şarkı çok az. Ya sen ne düşünüyorsun? Onları kaydetmiş olduğumuzu unuttuğun oldu mu hiç?
CB: Asla. Neredeyse her sene üzerine kaydettiÄŸim CD’yi çıkarıp ÅŸarkılarımızı birkaç gün boyunca durmadan dinliyordum. Gizli bir ÅŸeymiÅŸ gibi geliyordu; çünkü ilk EP’dekilerin dışında da kaydımız olduÄŸunu bilen çok kiÅŸi yoktu. Sürekli olarak eninde sonunda bir albüm ortaya çıkaracağımızı düşünüyordum. Bu parçaların hepsini o albüme koyar mıydık bilmiyorum.
-
Son olarak hatırlatayım, kayıtlarda davulda Rachel Carns bulunuyor.


Be the first to comment.