Dandi Wind
Electroclash, new-wave, punk ve sürrealist kabarenin en parlak taraflarını alıp coşkulu bir enerjiyle sarmaladığınızı düşünün. Muhtemelen koyu agresifliğin coşkuyla perçinlenip kızgın ateşe verildiği ilginç bir şölen ortaya çıkacaktır. Yine de bu Dandi Wind’i tanımlayabilmek için tek başına yeterli olmayacaktır. Şiddetini masumiyetiyle, teatralliğini doğallığıyla dengeleyebilen bir ruh halinin ürünü diyebileceğimiz Dandi Wind; ucuz hoparlörlerle kulak zarını kesip atan bir çiğlikle doluyken, pahalı bir sistemle mucizevi bir sedatif halini alabiliyor. Dandilion Wind Opaine için saykodelik Olivia Newton John yakıştırması yapılmasının elbette bir sebebi var. Bizi bu kadar zıt kavramlar arasında bırakmasının altında belki de onun eski zamanları hatırlatan zarifliği ve güzelliği yatıyor. En azından sahnede olmadığı zamanlarda karşımızda tatlı yüzlü, utangaç bir kız buluveriyoruz. Halbuki o, sahnede evdeki makyaj malzemelerinin tamamını denemiş gibi görünen yüzünün altına geçirdiği kitsch ötesi kıyafetleriyle vahşi bir yaratığa dönüşüveriyor.
2008’de çıkan ve Dandi Wind’in olgunluk dönemi çalışması olarak nitelendirilen “Yolk of the Golden Egg” ise aynı agresif ve sorgulama dolu çığlıkları yansıtsa da yaşamın işleyişini az çok kavramış bir ruh halinin ürünü.
Dandi’nin sahne şovu Montreal’in “Freakiest local act” ünvanlı Les Georges Leningrad’ını bile gölgede bırakabilecek güce sahip. Bu güç, kaynağını ne uyuşturucudan ne de Dandi’nin yüksek egosundan alıyor. Alice Glass’ın milletin ağzını burnunu dağıtmaya varan aşırılığının ve yapmacıklığının yanında Dandi’nin şovu fazlasıyla samimi kalıyor. Öyle ki, bunun damarda patlayan maddelerin yarattığı sentetik kirlenmeye maruz kalmayan saf bir müzik ve sahne şovu olduğundan emin bir şekilde Dandi Wind’i izleyebiliyoruz.
2006’ya kadar straight-edge saflarında yer alan Dandilion, şimdilerde sadece birkaç kadehle idare etmesini biliyor. Uyuşturucunun kendisine iyi gelmediğini, içkininse enerjisini düşürdüğünü söylüyor. Sahnede yalpalayıp düşmenin “cool” değil, rezil edici olduğunu belirterek sahnedeki “var”lığına işaret ediyor. Tayvan’daki performansı sırasında elektrik çarpması yüzünden sahnede ölümden dönüp “o anda ölseydim üzülmezdim; çünkü muhteşem bir konserdi” diyerek sahne sonrasında çektiği acıları bir kenara bırakmayı tercih ediyor. Öyle bir durumda hiç düşünmeden performansına devam edecek kadar adrenalin aşığı. Bu yüzden de biraz düşününce onu kurtların büyüttüğü esprisi çok da garip kaçmıyor. Bir kız çocuğunun bir elinde şeker, diğerinde ilkel bir müzik aleti, kucağında Siouxsie ve Lene Lovich CD’leriyle küçük yaşta kurtlara emanet edildiği bir senaryoda, onun ileride Dandilion gibi birine benzemesi hiç de şaşırtıcı olmazdı. “Ya aşırı coşkulu ya da aşırı sinirliyim” diyor Dandilion. “Setimizde izleyiciyle birlikte dans edip onlarla enerji alışverişi yapabilmeye yetecek kadar şarkımız var. Enerji akışı olmadığı zaman negatif duygularımı sonuna kadar ortaya koymak zorundayım. İşte o zaman kafese kapatılmış bir hayvana dönüşüyorum”.
Dandilion, aynı zamanda ilginç kostümler tasarlıyor ve sahnede çoğunlukla kendi tasarladıklarını giyiyor. Sahneye bazen çılgın bir jimnastikçi, bazen de kürklü bir armut gibi çıkıyor. Grubun bel kemiği olmasına rağmen, Findlay’den bahseden pek fazla kişi yok. Sanki her şey Bayan Dandilion’ın etrafında dönüyor. Sonuçta grup onun adını taşıyor ve her şeyin başında o olmalı diye düşünüyoruz. Halbuki Dandi’nin gruba kendi ismini vermesi ve röportajlara tek başına gitmesi tamamiyle Findlay’nin gölgede kalmak istemesinden kaynaklanıyor. Sosyalleşmekten hiç ama hiç hoşlanmayan Findlay ile fotoğraf çektirebilmek bile yorucu bir uğraş gerektiriyor. Findlay’nin hakkında bildiğimiz bir şey var ki o da onun koyu bir Skinny Puppy hayranı olduğu.
Yerel efsaneler, garip hikayeler, bolca kitap ve bolca filmden aldığı ilhamı deneyimleriyle birleştiren Dandilion, malzemesini ilk olarak Szam Findlay’nin ellerine bırakıyor. Şarkılar, Findlay’nin retro ritimleriyle evrildikten sonra Dandi’nin hırçınlığıyla bir kez daha yoğuruluyor. Sonuçta her şeyden bir parça koparmasına rağmen farklı olmayı başarabilmiş bir müzik ortaya çıkıyor. Müziği iliklerinizde hissettiğiniz an bunun farkına varıyorsunuz. Bunun en iyi yolu da elbette ki grubun canlı performansına tanıklık etmekten geçiyor.
Dandi Wind şimdiye kadar The Klaxons, The Hidden Cameras, Final Fantasy, Shychild, Simian Mobile Disco, Les Georges Leningrad, Broken Social Scene, Erase Errata ve Planning to Rock’la birlikte konserler verdi. Son olarak da The Horrors’a Avrupa turnesinde eşlik etti. Müthiş sahne şovunun enerjisini canlı ritim ekleyerek yükselten ikiliye artık davulda Evan Pierce eşlik ediyor.
Neu-Rave, electro punk, art punk, post-new wave, post no-wave, synth punk ya da sadece dans müziği… Onlar favorim olduğu için diyorum ki; kelimeleri es geçin, Dandi Wind’in sesini biraz daha açın ve iç organlarınızı dinleyin.

Be the first to comment.