RSS Feed
Kas 29

Poly Styrene is back!

Posted on Pazartesi, Kasım 29, 2010 in Günün Şarkısı, GrrrlStyle, YapBoz

“Some people think little girls should be seen and not heard – well I think, oh bondage, up yours!”

Di? tellerini göstere göstere söyledi?i ?arkılarla 70′lerin punk rock yıldızı imajını yerle bir  etmi?ti Poly Strene. Kıvırcık saçları ve tüketim toplumu/kapitalizm kar?ıtı çı?lıklarıyla 90′lardan günümüze dek uzanan ço?u grup için sadece bir ilham perisi de?il, çok daha fazlası… Grubu X-Ray Spex, punk’a saksafonu soktu, ilk imzayı atan Virgin tarafından yasaklandı, EMI ile piyasaya daldı. Top of the Pops’ın en önemli performanslarından birine imza attı. John Lydon bu yarı Somalili kızdan hep övgüyle bahsetti. X-Ray Spex olmasa Sleater-Kinney bile bamba?ka olurdu. O dönem Amerika’da pek tanınmasa da İngiliz punk camiası onu ba?rına bastı. Sonra Hare Krishna sevdasıyla ortadan kayboluverdi Poly Styrene… Solo ?arkıları  ya da grubun yıllar sonra kısa süreli?ine de bir araya gelmesi ses getirmedi. Yine de günümüzde “godmother of punk” diyorlar ona.

Bu aralar her yeni çıkan albümün ömrü  benim için bile birkaç haftalıkken,  X-Ray Spex plaklarım bunca yıldır hiç ilgisiz kalmadı. Cırtlak sesli bu kız nedense kulaklarımı hiç tırmalamadı. Geçen ay Twitter’da “Poly Styrene is following you” mesajıyla kar?ıla?tım. Hayırdır diyerek Google’da bir arama yaptım ve Poly Styrene’in bir anti-christmas ?arkısıyla geri döndü?ünü gördüm.

Videoda Poly Styrene’in kızı Celeste de yer alıyor.

Edit: Poly Styrene, 25 Nisan 2011′de bir süredir sava?tı?ı kansere teslim oldu. RIP.

Mar 31

Hell Beach

Posted on Çarşamba, Mart 31, 2010 in Bludatura, Günün Şarkısı, GrrrlStyle, Kulak Ver, YapBoz

“There was blood on my garments that night and I liked it.
And I liked it.
You know I’d bleed for you anytime.”

Chicagolu Hell Beach‘in albümü bugün kar?ıma çıkan en güzel ?ey!

hell beach

Hell Beach hakkında bildiklerim:
Susan: Vokal
Jolene: Davul
Brad: Gitar

“Welcome To Hell Beach” albümü www.hellbeach.com adresinden ücretsiz olarak indirilebilir.

Mar 9

Scantron – “Make Your Mark Heavy & Dark”

Posted on Salı, Mart 9, 2010 in Bludatura, GrrrlStyle, Post-Punk * New Wave * No Wave, YapBoz

scantron

Free Download!!

Scantron albümü  “Make Your Mark Heavy & Dark”ı ücretsiz indirmek için TIKLAYIN!

Oca 11

The Young Lady??s Post-Punk Handbook 1978-83 [Women of Post-Punk]

Posted on Pazartesi, Ocak 11, 2010 in YapBoz

Kom?uda pi?er, bize de dü?er…

No-wave, proto-indie, ska revival, dance-funk-disco, pop-punk, art punk ve performans dünyasının kadın sanatçılarından olu?an 3 adet muhte?em toplamayı burada vermeden rahat edemedim.

Musicophilia‘ya te?ekkürler!

The Young Lady??s Post-Punk Handbook vol 1

The Young Lady??s Post-Punk Handbook, Volume 1

01 Laurie Anderson – ??Example #22?
02 Delta 5 – ??Innocenti?
03 The Go-Go??s – ??Automatic?
04 Raincoats – ??Red Shoes?
05 X – ??The Once Over Twice?
06 Flying Lizards – ??Her Story?
07 Jane Hudson – ??Mystery Chant?
08 Crass – ??Smother Love?
09 Blondie – ??Heart of Glass?
10 Sonic Youth – ??I Dreamed I Dream?
11 Selecter – ??On My Radio?
12 Marine Girls – ??A Place in the Sun?
13 Lizzy Mercier-Descloux – ??Funky Stuff?
14 Weekend – ??Nostalgia?

The Young Lady??s Post-Punk Handbook vol 2

The Young Lady??s Post-Punk Handbook, Volume 2
01 Family Fodder – ??Savoir Faire?
02 Au Pairs – ??It??s Obvious?
03 Chris & Cosey – ??This Is Me?
04 Plastics – ??Back to Wigtown?
05 Pylon – ??Cool?
06 The Slits – ??Love und Romance?
07 Siouxsie & The Banshees – ??Lunar Camel?
08 The B-52??s – ??52 Girls?
09 Swamp Children – ??Boy?
10 Y Pants – ??That??s The Way Boys Are?
11 Antena – ??Camino Del Sol?
12 Vivien Goldman – ??Launderette?
13 Cocteau Twins – ??But I??m Not?
14 Thick Pigeon – ??Jess + Bart (Mix)?

The Young Lady??s Post-Punk Handbook vol 3

The Young Lady??s Post-Punk Handbook, Volume 3
01 Creatures – ??Miss The Girl?
02 Eurythmics – ??Sing-Sing?
03 Phew – ??Doze?
04 E.S.G. – ??Moody?
05 Maximum Joy – ??Searching for a Feeling?
06 Los Microwaves – ??La Voix Humane?
07 Ludus – ??My Cherry is in Sherry?
08 Crash Course in Science – ??Cardboard Lamb?
09 Grace Jones – ??Nightclubbing?
10 Lydia Lunch – ??Gloomy Sunday?
11 Marilyn & The Movie Stars – ??So Disgraceful?
12 Young Marble Giants – ??Music for Evenings?
13 The Pretenders – ??Lovers of Today?

Ağu 30

I.U.D.

Posted on Pazar, Ağustos 30, 2009 in Bludatura, GrrrlStyle, Post-Punk * New Wave * No Wave, YapBoz

1_uid

Growing’den Sadie Laska ve Gang Gang Dance’den Lizzi Bougatsos’un iki kişilik projesi I.U.D., geçtiğimiz aylarda The Social Registry etiketiyle piyasaya sunulan “The Proper Sex” ile bana uzun zamandan sonraki ilk heyecanımı yaşatmıştı. Fotoğrafçı Jason Rodgers’ın Sparks’ın 1976 tarihli “Big Beat” albümünün kapağına göndermeye yaparak, hatta tıpa tıp aynı şekilde oluşturduğu kapak, albümün içeriğini görsel tarafından yola çıkarak sezmeye çalışanları yanıltabilir. Müzik piyasasındaki standart yönelimlere nanik yapan I.U.D.’yi bir kılıfa sokup onu sözcüklerle anlamlı hale getirmek benim gibi sözcük dağarcığı büzüşmüş olanlar için çok zor. Yine de sıfırdan hareket edenler için bir yön tarifi yapabilmeyi umuyorum.

Aynı anda davulun başına geçip bol reverb verilmiş banshee çığlıkları atmaya başlayan iki kadını düşünün. Ya da kimilerinin dediği gibi, Einstürzende Neubautencılık oynayan Tribe 8′i hayal etmeye çalışın. Buna extreme noise’un sardığı katartik çığlıkları, heavy metali, deneysel ve hatta ürkütücü kabile dokunuşlarını ekleyin. İşte the “The Proper Sex” bunun gibi bir şey; karmakarışık ve kafa karıştırıcı, ama bir o kadar da cezbedici ve zihin açıcı.

“The Proper Sex”in ilk parçası Daddy’nin sancılı doğumu; Karayip ritimlerine, daha doğrusu modern dub’a ve neo-tribal atraksiyonlara göz kırpan metalik bir sound’un eşliğinde gerçekleşiyor. Gerçekten de dedikleri gibi, parçanın öyle bir havası var ki vokaller sanki aralarda kötülük habercisi bir büyücü helium verilmiş Kate Bush’a bürünüveriyor. Ardından gelen “Glo Balls”, Lizzi’nin ciğer patlatan kesik vokalleri tom-tom, yer davulu, timpani, bongo, konga ve taikoların cirit attığı hayali bir gösteriyle tansiyonu arttırıyor. “Monk Hummer”a hızlı ve derin derin nefes alarak başlıyoruz. Korku ve gerilimi tetikleyen müziğe eşlik eden vokal sample’ları 70’lerin buram buram kara cinsellik ve şiddet kokan “gorno”larını çağrıştırıyor. Bu noktaya kadar yeterince başımız dönmediyse, “911”nin verdiği kavgacı sarhoş gerilimiyle hızlıca sersemleyip, kafamızın bin dünya olduğu bir paralel eksene doğru kayıyoruz. “Mary Unmargaret”taki davullar, ilk başta gore filminden alınmış sahnelerin üzerine The Shaggs’in davulcusu oturmuş bodoslama çalıyor gibi bir etki verse de sonlara doğru bir bilim-kurgu gerilimi halini alıyor. Albümün en öne çıkan parçalarından biri olan “Girls Just Wanna (Time to Have Sex)”, hemen havaya sokup hareketlendiren, arada bir hafifçe tekleyip geri saran sivri bir heavy metal riff’iyle başlıyor. Ortalara doğru dişli geriye doğru sarılıyor ve çok zekice nüansların süslediği bir yavaşlama meydana geliyor. Metal havasındaki gitarlar, aynı doğrultuda ilerleyen crunchy gitarlara dönüşüyor. On bir buçuk dakikaya yayılan bu şarkıda, albümün başından bu yana ona baskın havasını veren tüm sesler iyice eğilip bükülerek müthiş bir kolaj haline getiriliyor.

Albümü dinlerken, No-wave denen şey 2000′lerin sonunda ortaya atılmış olsaydı, muhtemelen 2020′li yıllarda Wikipedia’yı açtığımızda onun müzikteki ilk örnekleri arasında I.U.D.’yi görürdük diye düşündüm. Japon noise gruplarını anımsatan ilkel ritimlerin ve korku-gerilim düğmesine basan notaların hakim olduğu bu fevkalade albümün, düz akor basıp buna deneysel diyen genç gruplar için düşündürücü olması ümidiyle…

Tem 30

Bir ??Shriekbeat” Grubu: KASMs

Posted on Perşembe, Temmuz 30, 2009 in Bludatura, YapBoz

kasms

(3-4 ay önce binbir blog’ta övgüyle kar?ımıza çıktılar. Nisan’da nete dü?en ve Mayıs’ta da?ıtılan albümleriyle, aynı zamanda The Gossip’in ön grubu olmalarıyla tanındılar. ?imdiyse onlar hakkında söylenmemi? pek bir ?ey kalmadı. Yine de eskimi? birkaç paragrafa buyrun…)

?arkı söyledi?i anlarda tozlu ve yapı? yapı? sahneyi süpürürken cool kalmayı ba?aran kadınların o gürültüyü derilerinin altına çektikleri anlar beni heyecanlandırıyor. Artık müzikte samimiyet ve sahteli?i ayıran çizgiler noktalar halinde etrafa saçılmı? oldu?undan böyle uzaktan uzaktan ahkâm kesmek o kadar kolay de?il. İngiltere’deki post-punk ve goth uyanı?ının katıksız olması beklenemez elbette. Hele ki o 28-30 dakikalık albüm furyası ve müzi?in kolaj olmasına ra?men orijinallik arzusuna tutulup “retro-goti?fütüristik ?wayzın punk” gibi isim bulma arayı?ı da i?in içine katıldı?ında her ?ey karma?ık hale geliyor. Bu tavrı çok da ele?tirmiyorum. Gö?sünü açıp kalıbını patlatıyor, içini ortaya döküyorsun. Sonra biri sana gelip yeniden, ama bu sefer ana hatları daha keskin ve janjanlı bir kalıp oyup kafanı onun içine sokmanı istiyor. Haliyle fenalık geliyor ve diyorsun ki “quasi-gothick-shriekathon olsun bizimkisi”.

The Violets, Ipso Facto ve S.C.U.M gibi grupların rock ‘n’ roll’u di?i dokunu?larla dürttü?ü bugünlerde “KASMs” diye bir grup daha çıktı kar?ıma. Get Hustle, Pre, Coughs ya da Kanada’nın AIDS Wolf’u gibi noise de?il. Daha melodik ve bilindik tınılar…Evde ba?ka birileri varken fonu bir süreli?ine kimseyi rahatsız etmeden doldurabilir türden. Albüm öyle zifiri karanlık de?il. Yine de müzi?i benim gibi yüksek sesle dinleyince ilkel dürtülerine yenik dü?enlerin kara bulutlara kadar yükselme ihtimali az de?il. 32 dakikalık bu albümde kar?ımıza çıkan ?ey ??quasi-gothick-shriekathon? ya da “shriekbeat” ?eklinde nitelendiriliyor. ??Chaotic quasi-gothick shriekbeat? deyince de oluyor. İ?in garip tarafı grup üyeleri ve müzik yazarları ??shriekathon?un çok saçma oldu?unu, “shriekbeat”inse daha iyi tınladı?ını dü?ündükleri için onu kullanmayı tercih etmi?ler. Bunun gibi grupların her biri için ??Siouxsie ve Deborah Harry??nin aynı vücutta dirili?i, post-punk ve deathrock??ın kaotik dünyasına yeni bir soluk? gibi basmakalıp cümleler kullanarak müzisyenlere, okurlara ve dinleyicilere fenalık getirenler utansın.

Grubun vokalisti Rachel Mary Callaghan (Sin O The East), yerlerde yuvarlanıp davula kafa atmayı, seyirciye kafa tutmayı seviyor. Bas gitarda Gemma Fleet (ex-Wolfie), davul ve gitarda da Rory Brattwell (Sin O The East) ile Scott R Walker (Aum Sahib) bulunuyor. The Gossip??in ön grubu olarak İngiltere??yi turluyorlar. Grubun çıkı? albümü ??Spayed?in insanı baymayan bir enerjisi var. Yükseliyor, ba?ırıyor, sonra akıp gidiyor… Bu kadarı da bana yetiyor…

Kasms - Spayed

KASMS – Spayed

01. Male Bonding
02. Insects
03. Taxidermy
04. Spayed
05. Krih
06. Don’t Hit The Bottom
07. Bone You
08. Trenchfoot
09. Siren Sister
10. Mackerel Sky
11. Toil & Trouble
12. Murmer

Tem 2

Meanwhile, Back In Communist Russia…

Posted on Perşembe, Temmuz 2, 2009 in Bludatura, YapBoz

meanwhile back in communist russia

“Meanwhile, Back In Communist Russia…”, geçmişimde iyi bakma telaşıyla arada tozunu aldığım değerli kutular bıraktıran gruplardan biri. Dinlerken hâlâ damarlardan sıcak sıcak akan, deriyi sinsice aşındıran cinsten. Bazılarına göre post-rock’ın en şahane örneklerinden olmasına rağmen arada sessizce kaynayıp gitmiş bir grup. Bazıları içinse art-rock’ın yeniden doğuşu veya sadece kimilerinin “experimental glitter-art post punk” dediği bir şey. Çocukluktan kalma tırnakların kenarlarını yolduran kabuslar, paranoya, klastrofobi hikayeleri, mideden atılan sessiz çığlıklar… Onlar için sıkça yapılan “Lydia Lunch’a eşlik eden Mogwai” yakıştırmasına şiddetle karşı çıkıyorum. İlla ki karşılaştırmak gerekirse, MBICR’deki panik unsurunu bu denli soğukkanlılıkla ve yer yer resesif karşılayan bu kadın imgesinin yanında Lydia’nın duruşu “sıçarım çarkına!” diye bağıran kaşar bir kadına benziyor. (Şşşşş sakin…)

MBICR, 1999′da Oxfordlu 6 üniversite öğrencisi tarafından kurulmuş. O zamanlar bu altı kişi iki gitarist, iki vokalist, bir klavyeci ve bir de sentetik ritim ustasından oluşan grubun kadrosu erkek vokalist Ed Carder’ın gruptan ayrılmasından sonra basçı Ollie Clueit’in gelmesiyle son halini alıyor. 2000 senesinde Moonkat’le birlikte “I Only Wanted Something to Do but Hang Around” split’ine dahil oluyorlar ve ardından “No Cigar” Ep’si geliyor. İlk stüdyo albümü, “Indian Ink”, 2001’de Jitter etiketiyle piyasaya sürülüyor. Aynı sene iki kez BBC Radio1′ın emektarı John Peel’in ‘Peel Session’ına konuk oluyorlar. Sonra bir yaz geliyor ve 2 ay sürecek sancılı dönem başlıyor. Üniversiteden yeni ayrılmış ve meteliğe kurşun atmakta olan grup üyeleri, plak şirketinin ücra köşedeki stüdyosunda kayıtlara başlıyorlar. Soğuğa ve dayanılmaz rutubete rağmen orada yatıyor, orada kalkıyor, orada içiyor, orada yaratıyorlar. Şişelerin dibine vurulan, boşalmış sigara paketlerinden odanın tamamını kaplayabilecek sanatsal çalışmaların yapılmasını mümkün kılan ve insanın artık insanlıktan çıkıp kafayı yemiş mertebesine atladığı o sancılı stüdyo dönemlerinden biri yaşanıyor. Bu arada, kayıtlara başladıktan bir süre sonra gitarist Mark Halloran isyan bayrağını dalgalandırıyor ve böyle yaşamak istemediğine karar vererek yurda hayırlı bir doktor olmak üzere Londra’ya dönüyor. Her şeye rağmen 2003’te ortaya fevkalade bir albüm olan “My Elixir; My Poison” çıkıyor.

89483439_fe6f8cf0d1Başta bahsi geçen kadın, yani Emily Gray, histerik kadın edebiyatından parça parça, çoğunlukla da tutarsız görünen monologlar döktürüp beni büyülü imgelere doğru sürükleyen son derece etkileyici bir vokalist. Issız odalarda yankılanan ve dupduru bir kirliliğe sahip bir müziğe dantel gibi işlenmiş izlenimi veriyor. Sanki şarkıyla dinleyici arasına fazla içli dışlı olmalarını engelleyecek ince bir set çekiyor. Şarkılara esas kimliğini veren onun vokalleriymiş gibi gelse de müziği zirveye çıkaran şey aslında bol delay’li piyano melodilerinin, duruluğunu birden kirliliğe boğan gitarların ve gümbürdeyen davulların fevkalade etkileşimi. Önce bütün şarkılar birbirine benziyor gibi geliyor. Şarkıları benimsemeye başladıkça hepsi çok zeki dokunuşlarla birbirlerinden ayrılmaya ve belirgin kimlikler oluşturmaya başlıyorlar. Yine de sanki hikayeyi bitirebilmek için hepsini yan yana dizmek gerekli. Bir şeyler eksik kalıyor, insan devamını istiyor; o boğazda düğümlenen şey çözülmek bilmiyor. Ne yazık ki, “My Elixir; My Poison”den sonra sadece bir “Peel Session” daha geldi ve ardından da grup üyeleri pek uzun sürmeyecek kişisel projelere doğru yola çıktılar.

02 – Meanwhile, Back In Communist Russia – Anatomies.mp3


05 – Meanwhile, Back In Communist Russia – Heliotrope.mp3

Oxfordlu “Meanwhile, Back In Communist Russia…”, bana yolda yürürken tanımadığım insanların arkasından kendime engel olamayarak, panik içinde koşturmama neden olan, yine de ismini öğrenmeye bir türlü tenezzül etmediğim bir kokuyu anımsatıyor. Bu hissin normal rotasından uzakta uyanmasının kaynağını grubun önümde sayfa sayfa uzayan şarkı sözlerinde ararken son albümlerinin isminde bulmam sadece tesadüf, biliyorum. Yine de bu onları bir kez daha anmış oldum, fena mı oldu?

Haz 29

Screen Vinyl Image

Posted on Pazartesi, Haziran 29, 2009 in Bludatura, YapBoz

screen vinyl image

Screen Vinyl Image’ı baydıkça bayan yeni nesil shoegaze  gruplarından ayıranın ne oldu?unu bulmak o kadar da kolay de?il. Bunun için saykedelik titre?imler, pop çe?nili karanlık synthler, bol eko ve feedback’ten fazlası lazım. Screen Vinyl Image, shoegaze’in köklerine uzaktan el sallıyor, yani aradaki köprüyü sa?lam tutmasına kar?ın ona krautrock, Detroit techno, psychedelia, trip-hop, space rock, post-punk ve 80??lerin renklerini vermekten çekinmiyor. Ama bazılarını öyle belli belirsiz yapıyor ki bir yerde kafamı karı?tırıyor. O yüzden i?in orasına hiç bula?mayıp mp3 çalarım sayesinde onlarla geçirdi?im bir günün içime sıkı?tırdıklarını salıvermek en do?rusu.

Grubun kökeni tam da beklendi?i gibi 90??lara dayanıyor. 90′larda Washington D.C.’den çıkan en etkili yeraltı shoegaze gruplarından Alcian Blue’nun belkemi?i Jake Reid ve e?i Kim Reid, tam da ünlenmeye ba?ladıkları 2006 senesinde gruba son vererek piyasaya sürdükleri parçaların bo?azımıza dizilmesine neden olmu?lardı. Neyse ki Jake ve Kim’in “Screen Vinyl Image” adı altında müzik yapmaya devam edecekleri haberi en ba?ta DC’deki müzikseverlere rahat nefes aldırdı. 2007??de çıkan The Midnight Sun Ep??siyle gerçeküstü bir yolculu?a sarı ı?ık yakan Screen Vinyl Image, bir süre iki ki?ilik kadrosuyla takılmaya devam etti. En sonunda davulcu probleminin çözümünü Chicagolu Nathan Jurgenson’da bularak bu senenin ba?ında çıkı? albümü ??Interceptors?ı gönül rahatlı?ıyla müzikseverlerin be?enisine sundu.

Grup üyeleri, bu albümde Carpenter’ın film müziklerindeki gibi temayı öne çıkaran basit ama aradan sıyrılmayı ba?aran synth’lere eskiye göre daha fazla a?ırlık vermi?ler. En çok da yönetmenin DIY ruhundan ilham almı?lar. Albümde bizi John Carpenter filmleri ve Alacakaranlık Ku?a?ı’ndan alınan ilham, kilise çanları ve çama?ır makinesinin sesiyle olu?turulan sample’lar, Boston metrosunun fren sesi, gündelik ya?amda kar?ıla?tı?ımız anlamsız gürültüler kar?ılıyor. Synthetic Apparition ile sakince açılan albüm önce ethereal havasını veriyor (neydi ki bunun Türkçesi?), ardından gelen Cathode Ray ile 80??lere götürüyor. Slipping Away??deki bas synth??lerle içime bo?uk bir co?ku doluveriyor. Bir a?k ?arkısı olan Fever??da Juno-60 ve Prophet 600 üzerine etkili bir gitar tınısı ve baskın bir bas tınısı eklenmi?; fakat parçanın kalbi ritimde yatıyor. Ba?ka bir parça ise ruhunda Alacakaranlık Ku?a?ı??nın 1959 tarihli bir bölümünden izler ta?ıyor. ??The Lonely? ismini ta?ıyan ve 2046??da geçen bu bölüm, kısaca cinayet suçundan mahkum olan ve cezasını dünyadan bilmem kaç milyon kilometre uzaklıktaki Ceres-XIV adını ta?ıyan bir gezegende tek ba?ına çekmek zorunda olan bir adamı anlatıyor. Screen Vinyl Image da tabi en iyisini yapıyor, bastırıyor Moog??ları, co?turuyor SCI??ları… Issızlı?ı ve yalnızlı?ı anlatan en güzel iki kelimeyle de ona kabu?unu giydiriyor: ??Asteroid Exile?.

screen vinyl image

??Slipping Away? parçasında Carpenter etkisi kendisini bolca belli ederken, ??Cathode Ray? de beraberinde bu dünyaya sürüklüyor. Bir yerde ??The Thing?den bir sample kaçamak bakı?lar atıyor. Kim Reid??in dedi?ine göre sadece Carpenter de?il, Cronenberg??in Videodrome??u da (??Cathode Ray?), Alice in Wonderland??in Disney uyarlaması da var i?in içinde (??Conscience Collider?). İ?te tam bu noktada her ?ey bulanıyor. Bu ayrıntılara dalınca bana bir ikizler huysuzlu?u geliyor. Belli ki yukarda bahsi geçen ilhamın etkisi farkettirmeden kulakları a?ındırsın diye. Yoksa bu derece güçlü referansları duyunca insan tam on ikiden vuran, ?aheser diye nitelendirebilece?imiz parçalar bekliyor. Eee ama sonuç pek öyle de?il? İ?te bu grup tam da bu yüzden kafamı karı?tırıyor. Onca ?eye ra?men ya?murun, metronun sesini de?il, uyduruk sentetik sesler duyuyorum. Gerçi bir ara blender sesi duydum gibi geliyor. Yanlı? anla?ılmasın, o uyduruk dedi?im ?eye gönülden ba?lıyım; ama bu albümdeki sunu? ?ekliyle her ?ey synth??lerin ve ritm makinelerinin altında eriyip gidiyor sanki. Yoksa eksik olan ?ey film karelerinin akması mı? Ya da vokalin 80??lerin ünlü synth popçularını anımsatması mı? Titreyen renkli ı?ık kümelerinin eksikli?i mi? Bendeki i?itme kaybının müzi?i algılamamdaki etkisi mi? Ya da basitçe kayıt ?artları mı? O yüzden albümdeki müzi?i güzel bir sepete oturtup renkli süslerle sarmalayamıyorum. Suicide ya da Jesus & Mary Chain bunu zaten 20-30 sene önce yapmı?tı diyor beynim.

The Midnight Sun Live in Boston

Sonra bir ?ey oluyor, ben grubun canlı performans videolarını bulup izliyorum. Onları izlerken tüylerim diken diken oluyor, bir ?eyler derimi kaldırıyor, heyecanlanıyorum. Ben dönüyorum, dünya dönüyor. Uzayda yüzüyorum, Mars??ta balık tutuyorum, bir gerilim filminin en heyecan verici sahnesinde ko?uyorum, hayret verici güzellikteki nebulamsı ?eyler görüyorum. ?te yandan albümü dinledi?imde kafamdaki imaj ba?kala?ıyor, ilham parıltıları teker teker soba külü halini alıyor; minicik, kapkara noktacıklara dönü?üveriyor. Anlıyorum ki onlara en çok sahne yakı?ıyor.

Etkileyici bir PA sistemi, saykedelik görseller ve özel strobe ı?ıklarıyla turlayan grup, sahnede sadece analog ekipman kullanıyor. Yani sahnede laptop yok. Kısacası Screen Vinyl Image ya aya?ımıza gelmeli, ya da biz oralara gidebilmeliyiz! Albümü dileyenler ya?adıkları deneyimi bendeki soru i?aretlerini hatırlayarak rüsva etmesin. Bu kimlik bunalımlı yazıyı Ay??a sallasın gitsin. Albümdeki haliyle beyinde ve damarlarda sarsıntıya sebep olmaktan uzak olsa bile biliyorum ki Screen Vinyl Image??ın müzi?i etkisini en iyi gece gösteriyor. ?ylesi çok daha güzel. Tabi en güzeli canlı performansın eline su dökemez diyip okyanusları a?mak demiyor ya da diyemiyorsanız…

Haz 10

Yeniden Proudpilot

Posted on Çarşamba, Haziran 10, 2009 in Bludatura, YapBoz

proudpilot

“Monsters Exist”in benim için dünyanın en güzel albümü oldu?unu söyledi?imde bunu kafadan attım sananlara cevabım: “Ciddiyim!”

?arkıların hepsi için aynı ?eyi hissediyor muyum? Evet!  Günün sonunda yapmayı hayal etti?im ?eyi adım adım öteye ta?ıdıkları için onları kıskanıyor muyum? Buna da evet! Hakkaten

Yourself is the World duydu?um en harika ?ey zannederdim, yanılıyormu?um… Bu ?arkıların hepsi en az onu dinlerken hissettikleri ya?attırıyor bana. Proudpilot hakkında bir ?ey yazmaya çalı?tı?ımda önce duygusalla?ıp sonra iyice arabeske vuruyorum. Ben Stendhal sendromuna ba?lamak üzere buradan ayrılırken, geçenlerde Eray Aytimur’un Radikal’in web sitesinde okudu?um yazısına göz atabilirsiniz.

“Noise’un Hakkını Noise’a Veriyorlar”

“Ana akımda kürek sallamayanlara hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan açtı?ı sahnesiyle Peyote, memleketimizin alternatif müzik ortamını yıllardır en çok ?enlendiren adres. Bununla da yetinmeyip kadim gruplarından Replikas??ın Zerre albümünü yayınlayarak 2008 sonu itibarı ile müzi?e yapımcılık tarafından da el atan mekan; yaptı?ı yapacaklarının teminatı olan kıyaklar dizisine Proudpilot??ın ilk albümü Monsters Exist??le devam ediyor. Sözcüklerin anlamlarından ziyade sesteki malzemeleri kesip biçerek kendi iç anlamını bulmu?, gayet espiritüel ve geometrik tadlarla dolu bu albüm, grubun lügatında en önem verdi?i sözcüklerden biri belki de ilki olan ??noise??un hakkını noise??a teslim ediyor.

Ekin (vokal, klavye) ve Pınar ?zeltüzenci (bas, geri vokal) karde?lerle Kaan Akay??dan (davul) olu?an Proudpilot 2000 yılında İstanbul??da kurulmu?. Birlikte fazla vakit geçirenlere yönelik ?a?ırtıcı bir tespit de?ildir ya; ba?larda Kaan??ı da Pınar ve Ekin??in karde?i zannedenler çıkmı?. Aralarındaki güçlü ki?isel ba?ların yüzlerdeki yansıması bir yana, tamamıyla ortakla?an müzik zevkleri; grubun kurulmasının çok öncesinde içlerinden herhangi birinin henüz 20??li ya?larına varmadı?ı dönemlerde ?ekillenmi?. ?zellikle shoegaze??in rüyalarla bezeli gürültü evreninde Stereolab, Cocteau Twins, Cranes gibi topluluklardan etkilenen ve bu etkileri Monsters Exist??e de yansıtan Proudpilot; incelikle örülmü? bir melodinin kendisi ve bunu çalı? biçimlerinin üstünde durmak yerine, seslerin sundu?u detaylar ve yarattı?ı hissiyatla ilgileniyor. Bu durum, söz konusu müzi?in herhangi bir virtüozite talebi olmadı?ı anlamına gelmiyor. Bilakis albümde duydu?umuz her parça Proudpilot??ın kendine has ilkel ama bir o kadar geli?kin tekni?inden süzülüyor. Burada ilkellikten kasıt elbette ki baya?ılık göndermesi yapmak de?il Proudpilot hallerinin orijinallik veya i?lenmemi?li?inden dem vurmak.

Ekin, Pınar ve Kaan aslında çe?itli zamanlarda ba?ka gruplarla da çalı?mı?. Fakat Proudpilot sinerjisini herhangi ba?ka bir yerde yakalayamadıkları için Stereolab??in 2006??daki Babylon konserinin verdi?i motivasyonu da fırsat bilip tekrar bir araya gelmi?ler. Ondan sonra da ver elini Peyote??deki hipnotik çı?lıklı, agresif davullu konserler; ver elini Monsters Exist??e uzanan stüdyo günleri…

proudpilot

Grup üyelerine ??neden Monsters Exist?? diye sorma olana?ım hiç olmadı ancak albümü aldı?ınızda görece?iniz üzere canavarların varlı?ını direkt sorgulayan bir yanı yok. Ve fakat klavye ve vokalin yarattı?ı derinli?e paralel yürüyen yo?un drum??n??bass kafası; do?rusal ve döngüsel, basit ve karma?ık, direkt ve katmanlı gelgitleriyle Proudpilot müzi?inin canavarlarını göze görünür kılıyor. Sound olarak olmasa da ??öcüler?? dünyasıyla kurulan ili?ki dolayısıyla Replikas??ın 2000??lerin ba?ındaki gülyabani müzi?ini de bu vesileyle yâd edelim.

İngilizce ve Türkçe sözlerin yer aldı?ı ama öncelikle kendi lisanını geli?tirmi? Monsters Exist??in çıkı? noktasında biz diyelim serbest ça?rı?ım, öbürü desin serbest atı? duruyorken bu serbesti içinde bile foneti?i gıdıklayan sözcükler, tatlı-ek?i melodik çizgi ve tertemiz davul atakları; indie- elektronik gelene?in minimal esteti?ine ??aha da budur?? örne?i olu?turuyor. ??Orada Beni Duysa?? diyen dizesinden isminin O.B.D??li?ini aldı?ını varsaydı?ımız parça bu anlamda ta?ı gedi?ine koyuyor. Klavye, bas ve davulun hemen yanıba?ında Ekin??in mırıldanırcasına attı?ı çı?lıklarla sivrilen vokalin bir enstrüman olarak kullanılması, ??Hardcore?? ve ??Ciao!?? gibi klavyenin ileri çıktı?ı parçalarda 70??lerin progressive ruhunun gezinmesi , (??Ciao!??da gitarı çalan Gökhan Goralı??ya parantez içi selamı gönderelim) ??You do, i make??in elektronik bir türküyü andırması, Bowery??nin mistik hal-tavrıyla albüme psychedelic bir türbülans ya?atması ve kronometre tutmadım ancak ço?u bir dakikadan kısa süren çok sayıda riff??le süslenmesi bendenizce Monsters Exist??in nirengi noktalarını olu?turmu?. Bu albüm ??deneysel i?lere takılan mutlu azınlık??tan fazlasının be?enisini kazanarak samimiyetle yapıldıktan sonra bir müzi?in nelere muktedir olabilece?ini de gösterecek tahminimce.

Ya da böyle olmasını can-ı yürekten istiyorum.. ?ünkü Monsters Exist, Proudpilot için ile bir çocukluk dü?ünün gerçekle?mesi demek olabilir. Ancak bunun ötesinde böyle albümler yayınlanabildi?i için memlekette üretilen müzik adına hâlâ umutlanacak bir ?eyler oldu?unu da hatırlatıyor. Proudpilot??ın yapıp etti?ini bir de kendi dilinden duymak isteyenlere Roll??un Haziran sayısına verdikleri söyle?iyi naçizane önerip ?öyle de bitirelim: ??Tebrikler, denizaltı teknolojisinin en son gururlu pilotu sizsiniz.? (ERAY AYTİMUR, Radikal Kültür Sanat, 07/06/2009)

Oca 11

Dandi Wind

Posted on Pazar, Ocak 11, 2009 in Bludatura, YapBoz

Electroclash, new-wave, punk ve sürrealist kabarenin en parlak taraflarını alıp co?kulu bir enerjiyle sarmaladı?ınızı dü?ünün. Muhtemelen koyu agresifli?in co?kuyla perçinlenip kızgın ate?e verildi?i ilginç bir ?ölen ortaya çıkacaktır. Yine de bu Dandi Wind??i tanımlayabilmek için tek ba?ına yeterli olmayacaktır. ?iddetini masumiyetiyle, teatralli?ini do?allı?ıyla dengeleyebilen bir ruh halinin ürünü diyebilece?imiz Dandi Wind; ucuz hoparlörlerle kulak zarını kesip atan bir çi?likle doluyken, pahalı bir sistemle mucizevi bir sedatif halini alabiliyor. Dandilion Wind Opaine için saykodelik Olivia Newton John yakı?tırması yapılmasının elbette bir sebebi var. Bizi bu kadar zıt kavramlar arasında bırakmasının altında belki de onun eski zamanları hatırlatan zarifli?i ve güzelli?i yatıyor. En azından sahnede olmadı?ı zamanlarda kar?ımızda tatlı yüzlü, utangaç bir kız buluveriyoruz. Halbuki o, sahnede evdeki makyaj malzemelerinin tamamını denemi? gibi görünen yüzünün altına geçirdi?i kitsch ötesi kıyafetleriyle vah?i bir yaratı?a dönü?üveriyor.

Kabuklarını Vancouver??da kıramayacaklarını anlayıp hemen Montreal??in so?uk sokaklarına dalan Dandilion Wind Opaine (vokal) ve Szam Findlay (synth), heykel ve teatral sanat zemininde ba?layan maceralarını 2003??te bamba?ka bir boyuta ta?ıdılar. Bu sayede günümüzün en fazla ilgiyi hakeden duolarından Dandi Wind??i yarattılar. 2005??te sınırlı sayıda piyasaya sürülen Bait the Traps EP??si okyanusları a?acak kadar ses getirmese de Dandilion??ı kurtların yeti?tirdi?ine dair komik hikayelerin çıkmasına neden olacak kadar etkili oldu. Bait the Trap??in ardından gelen ??Concrete Igloo? albümü onların hiç de hafife alınacak bir ikili olmadıklarını gösterdi. 70??lerden gelen glam ve pop etkile?imli ruh halinden sarsılmaz bir cesaretle çevrelenmi? sert ve arındırıcı bir punk ruhuna geçi?i temsil eden Concrete Igloo, Dandi Wind??e sayıca çok olmasa da sadakatiden ödün vermeyen bir hayran kitlesi kazandırdı. 2008??de çıkan ve Dandi Wind??in olgunluk dönemi çalı?ması olarak nitelendirilen ??Yolk of the Golden Egg? ise aynı agresif ve sorgulama dolu çı?lıkları yansıtsa da ya?amın i?leyi?ini az çok kavramı? bir ruh halinin ürünü.

Dandi??nin sahne ?ovu Montreal??in ??Freakiest local act? ünvanlı Les Georges Leningrad??ını bile gölgede bırakabilecek güce sahip. Bu güç, kayna?ını ne uyu?turucudan ne de Dandi??nin yüksek egosundan alıyor. Alice Glass??ın milletin a?zını burnunu da?ıtmaya varan a?ırılı?ının ve yapmacıklı?ının yanında Dandi??nin ?ovu fazlasıyla samimi kalıyor. ?yle ki, bunun damarda patlayan maddelerin yarattı?ı sentetik kirlenmeye maruz kalmayan saf bir müzik ve sahne ?ovu oldu?undan emin bir ?ekilde Dandi Wind??i izleyebiliyoruz.

2006??ya kadar straight-edge saflarında yer alan Dandilion, ?imdilerde sadece birkaç kadehle idare etmesini biliyor. Uyu?turucunun kendisine iyi gelmedi?ini, içkininse enerjisini dü?ürdü?ünü söylüyor. Sahnede yalpalayıp dü?menin ??cool? de?il, rezil edici oldu?unu belirterek sahnedeki ??var?lı?ına i?aret ediyor. Tayvan??daki performansı sırasında elektrik çarpması yüzünden sahnede ölümden dönüp ??o anda ölseydim üzülmezdim; çünkü muhte?em bir konserdi? diyerek sahne sonrasında çekti?i acıları bir kenara bırakmayı tercih ediyor. ?yle bir durumda hiç dü?ünmeden performansına devam edecek kadar adrenalin a?ı?ı. Bu yüzden de biraz dü?ününce onu kurtların büyüttü?ü esprisi çok da garip kaçmıyor. Bir kız çocu?unun bir elinde ?eker, di?erinde ilkel bir müzik aleti, kuca?ında Siouxsie ve Lene Lovich CD??leriyle küçük ya?ta kurtlara emanet edildi?i bir senaryoda, onun ileride Dandilion gibi birine benzemesi hiç de ?a?ırtıcı olmazdı. ??Ya a?ırı co?kulu ya da a?ırı sinirliyim? diyor Dandilion. ??Setimizde izleyiciyle birlikte dans edip onlarla enerji alı?veri?i yapabilmeye yetecek kadar ?arkımız var. Enerji akı?ı olmadı?ı zaman negatif duygularımı sonuna kadar ortaya koymak zorundayım. İ?te o zaman kafese kapatılmı? bir hayvana dönü?üyorum?.

Dandilion, aynı zamanda ilginç kostümler tasarlıyor ve sahnede ço?unlukla kendi tasarladıklarını giyiyor. Sahneye bazen çılgın bir jimnastikçi, bazen de kürklü bir armut gibi çıkıyor. Grubun bel kemi?i olmasına ra?men, Findlay??den bahseden pek fazla ki?i yok. Sanki her ?ey Bayan Dandilion??ın etrafında dönüyor. Sonuçta grup onun adını ta?ıyor ve her ?eyin ba?ında o olmalı diye dü?ünüyoruz. Halbuki Dandi??nin gruba kendi ismini vermesi ve röportajlara tek ba?ına gitmesi tamamiyle Findlay??nin gölgede kalmak istemesinden kaynaklanıyor. Sosyalle?mekten hiç ama hiç ho?lanmayan Findlay ile foto?raf çektirebilmek bile yorucu bir u?ra? gerektiriyor. Findlay??nin hakkında bildi?imiz bir ?ey var ki o da onun koyu bir Skinny Puppy hayranı oldu?u.

Yerel efsaneler, garip hikayeler, bolca kitap ve bolca filmden aldı?ı ilhamı deneyimleriyle birle?tiren Dandilion, malzemesini ilk olarak Szam Findlay??nin ellerine bırakıyor. ?arkılar, Findlay??nin retro ritimleriyle evrildikten sonra Dandi??nin hırçınlı?ıyla bir kez daha yo?uruluyor. Sonuçta her ?eyden bir parça koparmasına ra?men farklı olmayı ba?arabilmi? bir müzik ortaya çıkıyor. Müzi?i iliklerinizde hissetti?iniz an bunun farkına varıyorsunuz. Bunun en iyi yolu da elbette ki grubun canlı performansına tanıklık etmekten geçiyor.

Dandi Wind ?imdiye kadar The Klaxons, The Hidden Cameras, Final Fantasy, Shychild, Simian Mobile Disco, Les Georges Leningrad, Broken Social Scene, Erase Errata ve Planning to Rock??la birlikte konserler verdi. Son olarak da The Horrors??a Avrupa turnesinde e?lik etti.  Müthi? sahne ?ovunun enerjisini canlı ritim ekleyerek yükselten ikiliye artık davulda Evan Pierce e?lik ediyor.

Neu-Rave, electro punk, art punk, post-new wave, post no-wave, synth punk ya da sadece dans müzi?i… Onlar favorim oldu?u için diyorum ki; kelimeleri es geçin, Dandi Wind??in sesini biraz daha açın ve iç organlarınızı dinleyin.