Günün Şarkısı
Sevdiğim cover’lardan…
Billy Corgan sitedeki ilk erkek vokal olmayı hakediyor.
Pat Benatar’a sevgiler…
Cruel Black Dove
Rock ve elektronik katkılı etkileyici bir şölene ev sahipliği yapan Full Powers, Brooklynli Cruel Black Dove’un bildiğim kadarıyla ilk çalışması. Anastasia Dimou’nun derin ve dondurucu olduğu kadar seksiliğin de dibine vurabilen vokalleri, bu 7 şarkılık EP’ye onun hatırı sayılır bir özelliği olarak damgasını vuruyor. Ona eşlik eden zemindeyse Curve’ün donukluğu, Siouxsie And The Banshees’in derin ve buz gibi atmosferi, Trent Reznor’ın endüstriyelliği, Depeche Mode’un sentetik ritmleri de var. Piyasa işlerdeki kulağa tanıdık gelme hissi, bahsi geçenlerin hepsinin aynı potada eriyip böyle bulamaç olmasıyla kendisini saklamayı başarıyor. Ne Glass Candy kadar italo, ne de The Long Blondes kadar post vari 2000ler havası var. Hepsinden sadece bir parça, çok değil! Endüstriyel, disko ve indie rock’ın koyu ve seksi bir karışımını sunan Full Powers, 2008′in en iyi çıkış albümlerinden. Yepyeni bir şey değil ama dinleyenin moduna göre şekillenen bir havası var. Aslında bütün müzikler öyle … Kısacası, ben Guinevere’e bayıldığım için şimdilik bu gruba özel muamele gösteriyorum.
Cruel Black Dove – Full Powers EP
1. Come On Over
2. Add It Up
3. Love Song
4. Wasting
5. Offer
6. War Son
7. Guinevere
Vivian Girls
Anlaşılan bu sene 60′lardan kopup gelmiş havasındaki kız grubu modası var. 2000′lerin sonunda bir C86 esintisi hissettiren Vivian Girls, Tobi Vail’in deyimiyle “punk takılan bir pop grubu veya pop takılan bir punk grubu”na benziyor. Yani kategori sınırlarını flulaştıran; 60’lar, 80’ler, punk, post-punk, shoegaze ve tweepop’un harmanlandığı bir sound toplaması gibi. Toplamda 22 dakikadan daha az süren bu albümdeki en ilgi çekici şarkılar “Tell The World” ve “Where Do You Run To” denebilir. Kakafoni dünyasına atlamaktan son anda kurtulmuş gibi gelen neşeli tınılar, aşk ve kalp kırıklığına dair sözlerle iyi dengelenebilmiş. Brooklynli grubun ilk konserini verdiği birkaç sene öncesinden günümüze dek katettiği yol hayret verici. İki sene önce yer altı punk dünyasının isimleriyle birlikte küçük kulüplerde sahne alırken, şimdilerde ses yapan bir albümleri, milyon tane konser teklifi ve onlar için koşuşturan bir basın danışmanları var. Devamlı olarak The Vaselines and the Shop Assistants’a benzetilerek şişiriliyor gibi görünseler de albümlerine göz atmakta fayda var.
Vivian Girls – Vivian Girls (Rough Trade – 2008)
1. All the Time
2. Such a Joke
3. Wild Eyes
4. Going Insane
5. Tell the World
6. Where Do You Run To
7. Damaged
8. No
9. Never See Me Again
10. I Believe in Nothing
A Reference Of Female Fronted Punk Rock (1977-89) #2
A Reference Of Female Fronted Punk Rock 1977-89 (Disc 2).rar:
1. Schund – Schund
2. Wunderbach – Raya
3. Total Muzak – Någonstans I Sta??n
4. Liliput – Hitch-Hike
5. NJF – Sitting!! Pretty
6. I.B. – Listless
7. Manisch Depressiv – Zeitmaschine 1
8. Sheena & The Rokkets – Omae Ga Hoshii (One More Time)
9. The Rezillos – Flying Saucer Attack
10. Sado Nation – Messed Up Mixed Up
11. Lucrate Milk – Fucking Pacifist
12. DAN – Lust Is Greed
13. Nasty Facts – Drive My Car
14. Life Cycle – Indifference
15. Livin Sacrifice – Mentalsjuk
16. Brat – Attitudes
17. Non Band – Duncan Dancin??
18. Bizkids – VIPs
19. Minus Cway – GDJe Me Vjetar Odnese
20. The Rats – Broken Wire Telephone
21. Anouschka Et Les Prives – Controle
22. The Slits – Vindictive
23. Icaa – Untitled
24. Trash – Peace Of What
25. Boys Boys – Monkey Monkey
26. Honey Bane – Girl On The Run
27. TNT – Razzia
28. The Nuns – Wild
29. Electric Deads – 30 Years
30. Con?ict – Who Will
31. Atims – Women
Dandi Wind
Electroclash, new-wave, punk ve sürrealist kabarenin en parlak taraflarını alıp coşkulu bir enerjiyle sarmaladığınızı düşünün. Muhtemelen koyu agresifliğin coşkuyla perçinlenip kızgın ateşe verildiği ilginç bir şölen ortaya çıkacaktır. Yine de bu Dandi Wind’i tanımlayabilmek için tek başına yeterli olmayacaktır. Şiddetini masumiyetiyle, teatralliğini doğallığıyla dengeleyebilen bir ruh halinin ürünü diyebileceğimiz Dandi Wind; ucuz hoparlörlerle kulak zarını kesip atan bir çiğlikle doluyken, pahalı bir sistemle mucizevi bir sedatif halini alabiliyor. Dandilion Wind Opaine için saykodelik Olivia Newton John yakıştırması yapılmasının elbette bir sebebi var. Bizi bu kadar zıt kavramlar arasında bırakmasının altında belki de onun eski zamanları hatırlatan zarifliği ve güzelliği yatıyor. En azından sahnede olmadığı zamanlarda karşımızda tatlı yüzlü, utangaç bir kız buluveriyoruz. Halbuki o, sahnede evdeki makyaj malzemelerinin tamamını denemiş gibi görünen yüzünün altına geçirdiği kitsch ötesi kıyafetleriyle vahşi bir yaratığa dönüşüveriyor.
2008’de çıkan ve Dandi Wind’in olgunluk dönemi çalışması olarak nitelendirilen “Yolk of the Golden Egg” ise aynı agresif ve sorgulama dolu çığlıkları yansıtsa da yaşamın işleyişini az çok kavramış bir ruh halinin ürünü.
Dandi’nin sahne şovu Montreal’in “Freakiest local act” ünvanlı Les Georges Leningrad’ını bile gölgede bırakabilecek güce sahip. Bu güç, kaynağını ne uyuşturucudan ne de Dandi’nin yüksek egosundan alıyor. Alice Glass’ın milletin ağzını burnunu dağıtmaya varan aşırılığının ve yapmacıklığının yanında Dandi’nin şovu fazlasıyla samimi kalıyor. Öyle ki, bunun damarda patlayan maddelerin yarattığı sentetik kirlenmeye maruz kalmayan saf bir müzik ve sahne şovu olduğundan emin bir şekilde Dandi Wind’i izleyebiliyoruz.
2006’ya kadar straight-edge saflarında yer alan Dandilion, şimdilerde sadece birkaç kadehle idare etmesini biliyor. Uyuşturucunun kendisine iyi gelmediğini, içkininse enerjisini düşürdüğünü söylüyor. Sahnede yalpalayıp düşmenin “cool” değil, rezil edici olduğunu belirterek sahnedeki “var”lığına işaret ediyor. Tayvan’daki performansı sırasında elektrik çarpması yüzünden sahnede ölümden dönüp “o anda ölseydim üzülmezdim; çünkü muhteşem bir konserdi” diyerek sahne sonrasında çektiği acıları bir kenara bırakmayı tercih ediyor. Öyle bir durumda hiç düşünmeden performansına devam edecek kadar adrenalin aşığı. Bu yüzden de biraz düşününce onu kurtların büyüttüğü esprisi çok da garip kaçmıyor. Bir kız çocuğunun bir elinde şeker, diğerinde ilkel bir müzik aleti, kucağında Siouxsie ve Lene Lovich CD’leriyle küçük yaşta kurtlara emanet edildiği bir senaryoda, onun ileride Dandilion gibi birine benzemesi hiç de şaşırtıcı olmazdı. “Ya aşırı coşkulu ya da aşırı sinirliyim” diyor Dandilion. “Setimizde izleyiciyle birlikte dans edip onlarla enerji alışverişi yapabilmeye yetecek kadar şarkımız var. Enerji akışı olmadığı zaman negatif duygularımı sonuna kadar ortaya koymak zorundayım. İşte o zaman kafese kapatılmış bir hayvana dönüşüyorum”.
Dandilion, aynı zamanda ilginç kostümler tasarlıyor ve sahnede çoğunlukla kendi tasarladıklarını giyiyor. Sahneye bazen çılgın bir jimnastikçi, bazen de kürklü bir armut gibi çıkıyor. Grubun bel kemiği olmasına rağmen, Findlay’den bahseden pek fazla kişi yok. Sanki her şey Bayan Dandilion’ın etrafında dönüyor. Sonuçta grup onun adını taşıyor ve her şeyin başında o olmalı diye düşünüyoruz. Halbuki Dandi’nin gruba kendi ismini vermesi ve röportajlara tek başına gitmesi tamamiyle Findlay’nin gölgede kalmak istemesinden kaynaklanıyor. Sosyalleşmekten hiç ama hiç hoşlanmayan Findlay ile fotoğraf çektirebilmek bile yorucu bir uğraş gerektiriyor. Findlay’nin hakkında bildiğimiz bir şey var ki o da onun koyu bir Skinny Puppy hayranı olduğu.
Yerel efsaneler, garip hikayeler, bolca kitap ve bolca filmden aldığı ilhamı deneyimleriyle birleştiren Dandilion, malzemesini ilk olarak Szam Findlay’nin ellerine bırakıyor. Şarkılar, Findlay’nin retro ritimleriyle evrildikten sonra Dandi’nin hırçınlığıyla bir kez daha yoğuruluyor. Sonuçta her şeyden bir parça koparmasına rağmen farklı olmayı başarabilmiş bir müzik ortaya çıkıyor. Müziği iliklerinizde hissettiğiniz an bunun farkına varıyorsunuz. Bunun en iyi yolu da elbette ki grubun canlı performansına tanıklık etmekten geçiyor.
Dandi Wind şimdiye kadar The Klaxons, The Hidden Cameras, Final Fantasy, Shychild, Simian Mobile Disco, Les Georges Leningrad, Broken Social Scene, Erase Errata ve Planning to Rock’la birlikte konserler verdi. Son olarak da The Horrors’a Avrupa turnesinde eşlik etti. Müthiş sahne şovunun enerjisini canlı ritim ekleyerek yükselten ikiliye artık davulda Evan Pierce eşlik ediyor.
Neu-Rave, electro punk, art punk, post-new wave, post no-wave, synth punk ya da sadece dans müziği… Onlar favorim olduğu için diyorum ki; kelimeleri es geçin, Dandi Wind’in sesini biraz daha açın ve iç organlarınızı dinleyin.
Descartes a Kant
Kanlı gelinlikler, sahte bir koca adayı, uçuşan renki balonlar, palyaço makyajları, bebek elbiseleri, parti şapkaları, paket süsleri, efekt pedallarının görüntüsünü tamamlayan seksi topuklu ayakkabılar, delice söverken birden masumlaşan bakışlar…Grup elemanlarındaki o beklenmedik şirinlik olmasa neredeyse bir Rob Zombie filminden fırlamış gibi duracakları doğru. Nitekim, onlar şarkılarındaki zayıflığı ve kırılganlığı gariplikle maskeleyen beş kaçıktan çok daha fazlası…
Geçtiğimiz sene Latin Amerika’nın en önemli müzik festivali Vive Latino’da sahne alarak canlı performanstaki ustalığını yüz binlere gösteren Meksikalı Descartes a Kant, ismini ilk olarak Sonic Youth, Yeah,Yeah,Yeahs, Yo La Tengo, Explosions in the Sky ve Stereo Total gibi gruplara turnelerinde eşlik ederek duyurdu. Descartes a Kant’ın iki sene önce piyasaya sürdüğü; fakat uluslararası camiada hala kendine yer bulamamış albümü “Paper Dolls,” eleştirmenler tarafından son zamanların en iyi çıkış albümlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Müziğini “Bipolar Cheerleader Hard Noise” olarak nitelendiren ve dinleyiciye hakikaten çoklu kişilik bozukluğu yaşatan Descartes a Kant, uç duygular arasındaki ani geçişlerin altından ustalıkla kalkarak punk, noise core, ninni, country, rock’n roll ve kabare türlerinin hepsini 2 dakikalık tek bir şarkıya sığdırabilen bir grup. Grupta gitar ve vokal görevini üstlenen Sandrushka Petrova’nın şizofren-vari vokalleri, en az onun kadar ön planda kalmayı başarabilen enerjik ve teatral müzikle birleşerek kulağa tanıdık gelen tınılardan yeni ve ilgi çekici bir atmosfer yaratarak dinleyici kolayca kıskacına alıyor. Bu Meksikalı grubun geçtiğimiz sene ünlü SXSW (South by Southwest) şöleninin en ses getiren gruplarından biri olmasına hiç şaşmamalı.
Grubun kısacık ama muhteşem albümü “Paper Dolls”, Melt Banana’dan nasiplenmiş gibi görünen “Atascatto” ile açılırken hemen ardından gelen “Dolce” ile albümün kalanında neler bulacağımızı özetleyen geçişler sunuyor: Yani sert gitar rifflerine eşlik eden ska ve raggae tınıları, ardından Charlie’s Angels filminin dövüş sahnelerini anımsatan klişe ama gaz verici ritmler ve kulağa bir masaldan kopup gelmiş gibi gelen yumuşak ezgiler…Tabi bu sadece başlangıç. Kalanı da en az bu bahsedilenler kadar renkli ve hareketli. Albümün kapanışını yapan “Pumpkin Pie” ise albümün geneline uymayan bir yumuşaklık ve tekdüzelik sunsa da aslında dinleyiciyi albümü başa sarmaya iten bir doyumsuzluk içerisinde bırakması açısından iyi bir seçim.
İşte Descartes a Kant bu ve çok daha fazlası… 50’lerin rock’n roll’undan sirk müziğine doğru uzanan gürültülü ama nazik, vahşi ama komik, bilindik ama yeni bir dünya. Kaos mu yoksa muazzam bir şölen mi, karar sizin.
(Descartes a Kant albümünü dinlemek isteyenler önceki yazılara göz atabilirler)
Forget Cassettes
Kirli gitarlar, çağlayan ziller ve durgun bas tınılarına eşlik eden bol kontrastlı pop melodileriyle Forget Cassettes, ne alternatif/indie rock müziğinde çığır açıyor ne de onu yepyeni bir boyuta taşıyor. Nitekim, bizi gerilim dolu melodilerdeki nahoşluğu iyimserlikle kolajlayabilen iyi işlenmiş şarkılarla, mırıldandığı anlarda bile rock n roll yapabilen harika bir kadınla selamlıyor.
2003 tarihli çıkış albümü “Instruments of Action”daki minimal ama bir o kadar da kızgın havayı “Salt” ile adım adım öteye taşıyan Forget Cassettes; gitar, davul ve klavye kombinasyonunun sınırlayıcılığını alt üst ederek bizi muazzam bir etkileşimle karşılıyor. Forget Cassettes’in aynı şarkıda defalarca deri değiştiren müziğini tanımlamak tek celsede başarılabilecek bir şey değil. Sonic Youth ve Slowdive’ın zarifliği, Polly Jean’in kararlılığı ve Karen O’nun cool tarafından çekip alınan birkaç renk Beth Cameron’ın ışıldayan müzisyenliğiyle bir araya geldiğinde karşımıza loop’a almadan duramayacağımız bir müzik çıkıyor.
Nashville semalarında müzik camiası her ne kadar hareketli gibi görünse de her sene pek çok grubun göç ettiği bu şehir, ismini daha çok country ve türevleriyle duyurmuştur. Bu nedenden olsa gerek, tıpkı Be Your Own Pet gibi Forget Cassettes’in de müzik dünyasına Nashville’den adım attığını duymak oldukça şaşırtıcı. 2002′de Beth Cameron ve Doni Schroader tarafından hayata geçirilen Forget Cassettes, o dönemde sırf iki kişi olması sebebiyle the White Stripes’a benzetilmekten kaçamadı. Hatta bir kadın müzisyen olarak Beth, sırf sahnede elinde gitarla PJ Harvey’den bir şarkı coverladı diye ona benzetildi. Onun için PJ Harvey gibi demek anlamsız; hatta çok yanlış. Yine de ortak bir nokta olarak Beth için de “sahnede devleşen o küçük kadın”lardan diyebiliriz.
Forget Cassettes’in kalıcı olan tek elemanı gruba esas rengini veren Beth Cameron oldu. Bu yüzden de Forget Cassettes artık White Stripes’la değil, olsa olsa Giant Drag ile kıyaslanabilir. Öte yandan, Beth’in en büyük avantajı muhtemelen Tangled Up/One Little Indian sayesinde İngiltere’ye de açılabilmesi ve yine bu sayede plak şirketinden daha elle tutulur bir yardım alabilmesi oldu.
Doni’nin gruptan ayrılışından sonra kaydedilen “Salt” albümünde Beth Cameron, yüzyıllardır şarkılara konu olan insana dair temel bir duygudan, “aşk”tan yola çıkarak ayrılığın, aldanmanın ve kaybetmenin sonucunda yaşanan sorgulama ve itirazlarla dolu topallama sürecini önümüze seriyor. İlerleyen dakikalarda elinden bırakmadığı Gibson SG’siyle soğuk rüzgarları ve tuza basılmış yaraları tattırıyor. Dinleyici için bu sürecin keyifli kısmı Beth’in ‘değişim yıkımdan doğar’ edasıyla inlettiği kemik titreten kreşendolar olsa gerek. Az biraz kızgın ama kararlılıkla yükseldiği o gel-gitli anlardaki ustalık, Forget Cassettes’in müziğinin diğer birçok grup arasından sivrilmesini sağlayan en belirgin özelliklerden biri.
Beth, üçüncü albümde karşımıza yine farklı bir kadroyla çıkacak. Hatta belki de farklı bir isimle… Teksas’da gerçekleşen 4 aylık kayıt döneminin ardından albümün son rötuşlarının tamamlanması için Nashville’e dönen Forget Cassettes, 2009′da çıkaracağı yepyeni albüm için geri sayıma başladı. Umarız yine karşımıza bildiğimiz, sevdiğimiz tipik Forget Cassettes çıkar. Yani kirli gitarlar, çağlayan ziller ve durgun bas tınılarına eşlik eden bol kontrastlı pop melodileriyle, mırıldandığı anlarda bile rock n roll yapabilen o bildiğimiz, sevdiğimiz Beth Cameron!
(Forget Cassettes’i dinlemek isteyenler eski yazıları kurcalayabilir.)
Semisweet
Gilly Ann Hanner’ın popidik ürünlerinden olan bu albüm, Braille Stars’ın veya Calamity Jane’in yanına bile yaklaşamıyor. Zaten sound olarak daha mainstream bir şey denemişler. Yine de maksat Gilly’nin albümleri internette daha kolay bulunsun, arayanlara yardımımız dokunsun…
Gilly ann hanner- guitar, vocals
Stef darensbourg- guitar, vocals
Megan Hanner- bass
Rob lehrkind- drums
Semisweet – Hajime (1997).rar
1. Girlhead Neurosis
2. Captive
3. Dare You Touch It
4. Jigsaw
5. Passion Fruit
6. Square Root of One
7. Torn Apart
8. Pretend You Like It
9. Product
10. Blessed Are the Meek
A Reference Of Female Fronted Punk Rock (1977-89) #1
Foto?raf: Tappi Tikarras (björk- 198?)
Tesadüf eseri buldu?um ve beni mutluluktan öldüren 8 CD’lik muhte?em bir toplamanın ilk kısmını huzurlarınıza sunuyorum. Devamı gelecek…
A Reference Of Female Fronted Punk Rock 1977-89 (Disc 1).rar:
1. Blutsturz – Schweigen (Demo)
2. Penetration ?? Money Talks
3. Phyhåkoulu – Painijainen
4. Vulpe SS ?? Me Gusta Ser Una Zora
5. The Comes – Panic
6. Suicide Squad – New Kids Army
7. Rivolta Dell’Odio – Altari Del Terrore
8. The Sick Things – Anti-Social Disease
9. Accident (Aka Accidents) – True Detective
10. Dishrags – I Don??t Love You
11. Ultimo Resorte – Hogar, Dulce Hogar (Demo)
12. The Fastbacks – Someone Else’s Room
13. Anorexia – Rapist In The Park
14. Phobia – Pretend You’re Not Crazy
15. Androids of MU ?? Bored Housewives
16. Sort Sol (With Lydia Lunch) – Boy-Girl
17. Tappi Tíkarass – Skrid
18. Flowers – After Dark
19. The Rentals – I Got A Crush On You
20. Pariapunk – Double Face
21. Amsterdamned – Traditie Amme Bale
22. Dr. Zeke – Vild I Skogen
23. Lewd – Magnetic Heart
24. Au Pairs – Kerb Crawler
25. The Mo-dettes – White Mice
26. The Stripes – Weekend Love
27. Violators – The Fugitive
“Rosa Yemen” (1978) Lizzy Mercier Descloux & DJ Banes
No Wave klasiği Herpes Simplex’in de yer aldığı Rosa Yemen EP’si ilgili kişilere armağanım olsun.
Önceki yazıdan alıntı yapacak olursak: Geride yalnızca 6 şarkılık bir EP bırakan Rosa Yemen, Rosa Vertov ve Herpex Simplex parçalarıyla “klasik” sayılmayı hakediyor. Neyse ki bu şarkılar ikilinin yollarını ayırmasıyla birlikte buruşturulup bir kenara atılmadı ve sanatçının ilk albümüne dahil edilerek albümün piyasaya sürüldüğü 10 ülkede müzikseverlerle buluştu. Rosa Yemen’deki müzik daha çok amatör emprovizasyonlara benziyor. Bu kayıtlar dinleyeni ilk anda korkunun, şehvetin ve koyu duygusallığın hüküm sürdüğü buz gibi bir esintiyle sarabilecek güçte. Lizzy, koyu Fransız aksanını, umursamazlığını ve alaycılığını süsleyen soğuk ve sevimsiz gitar riffleriyle daha önce pek duyulmadık tarzda bir müzik ortaya koyuyor.”

(Albüm, iki farklı kapakla piyasaya sürülmüş)
Rosa Yemen EP.rar (1978):
1. Rosa Vertov
2. Decryptated
3. Herpes Simplex
4. Larousse Baron Bic
5. Tso Xin Yu Xin
6. Nina Con un Tercer Ojo












