Riot Grrrl'ün Aralık, 2008 Yazıları
Kitchen & The Plastic Spoons (Mayıs 1980 - Kasım 1981)
(Vintage high-energy minimal synth)
Post-punk/deathrock/art punk gruplarının baskın synth’lerine ve çiğ davullarına, banyodan veya dünyanın karanlık herhangi bir köşesinden seslenen femme-fatale nefesli dişi vokallere benim kadar zaafınız varsa bu geç gelen keşifle muhtemelen siz de kulaklarınızı günlerce meşgul edeceksiniz. Bunun için sadece 2 şarkı bile yetebilecek. Sixteens, The Vanishing, Autonervous, Subtonix, Von Iva, Glass Candy (& the shattered Theatre), Magick Daggers, Veronica Lipgloss & the Evil Eyes gibi grupların müptelaları için benzer tada sahip; fakat kapkaralığa rağmen sözleriyle depresifliğe teğet geçip yolunu daha keyifli köşelerde bulan bir gruptan bahsediyorum.
Kitchen & The Plastic Spoons, 1980-1981 yılları arasında 2 adet 7” yayınlayıp 3 toplama albüme dahil olmuş ve dağıldıktan 25 sene sonra birdenbire kült mertebesine erişmiş İsveçli bir experimental punk grubu. Punk’ın önceden kestirilebilir 3 akorlu dünyasına belki de diğerleri gibi yanlış zamanda müdahele edenlerden. Grubun dönemin ter soluyan punk’larının ve buz bakışlı goth’larının arasından sıyrılıp geçmiş olduğunu anlamak için sadece 80’lerin başında kaydedilen iki single’ının ismine bakmak yeterli (Happy Funeral & Ice Cream to God). Onu sevilesi yapan şeylerin başında Anne Taivanen’in banyo ekolu vokali, Iggo’nun Japon harikası synthesizer’ı (Roland SH-1000) ve Helena’nın müthiş eğlenceli oyuncağı (EDP - Wasp) geliyor. Grup, iki single’dan sonra basıp giden Anne’in yerine bir süreliğine Iodine’le takılmış; fakat gruptan birkaç eleman daha ayrılınca geride kalanlar ümidi kesip yollarına “Kitchen” ismiyle devam etmişler. Sadece bir sene yaşayabilen Kitchen & The Plastic Spoons’un ergenlik halleri özetle böyle… 2007’ye kadar bir çizgi çekip devam ettiğimizde asıl heyecanlı kısma geliyoruz…
Happy Funeral - Kitchen and the Plastic Spoons
Zamanında single’ları 3-5 satan bu grup, 28 sene sonra dijital ağın kudretiyle diriliverdi ve “satmayan bir albüme daha ne dersiniz?” diyerek Avrupalı fetiş tasmalıları ve sivri saçlıları yerinden hoplattı. Birkaç özel konser vermek üzere nostaljik birliktelik yaşamaya karar veren Kitchen & The Plastic Spoons elemanları, 2007′de eski 45′liklerinde yer alan şarkılarla daha önce yayınlanmamış kayıtları bir araya getirerek “Best Off” albümünü piyasaya sürdüler. Dünyanın en geniş çaplı gothic-punk festivali olan The Drop Dead’de ‘UK Decay’ ile birlikte yıllar sonraki ilk performanslarından birini sergilediler.
Son zamanlarda bu tarz birliktelikleri çok görmeye başladık, yani yıllar sonra internet sayesinde hatırlanıp ısrar üzerine yeniden konser veren dinazor grupları… Bu özel konserlere ait fotoğraflara baktığımda her seferinde gözüme çarpan şey yaşlanmış olan grup elemanlarının onlara verilen bu fırsatla hayatlarının en güzel günlerini yaşıyor gibi görünmeleri. İşte o zaman içimde garip şeyler oluyor… Belki de empatiyi yamuk kurup boşuna üzüntü yaratıyorum. Velhasıl, Kitchen & The Plastic Spoons ve daha niceleri için İsveç’i kucaklıyorum.
Discography:
1980 Fantastic / Happy Funeral.rar 7”
1981 Icecream to God.rar 7”
2007 Best off.rar CD - Part1.rar Part2.rar
Kitchen and The Plastic Spoons - singles.rar (toplama albümlere dahil olan şarkılarla birlikte yukarıdaki 2 adet 7”)
Grup elemanları:
Anne Taivanen - vokal
Helena Lönnqvist - synthesizer
Iggo Karlsson - synthesizer
Jackie ¨Jack¨ Pazda - bas gitar
Mats ¨Back¨ Wigerdal - davul
Patrik Lindvall - gitar
iodine Jupiter - vokal
Y PANTS; Glenn Branca, Bush Tetras, ESG, Vivien Goldman ve Liquid Liquid gibi isimlerin evi olan 99 Records’un evlatlarından olan bir DIY no-wave ürünü. New York’un the Raincoats’a cevabı (öyle diyorlarmış). Barbara Ess, Virginia Piersol ve Gail Vachon’dan oluşuyor. 1980 tarihli 7”leri, 1982′de çıkan “Beat It Down” isimli bir albümleri ve 1998′de piyasaya sürülen bir toplamaları var. Ancak oyuncakçıda denk gelebileceğimiz toy piano, çocuklar için hazırlanan teneke sesli davul setleri ve dandik ukulelerle müzik yapmalarına rağmen ne döneme damgasını vurmuş isimler arasında ne de NY toplamasında yer alabildiler. Az lafla çok şey söylediler. 82′de ilk ve son albümlerini çıkarıp dağıldılar.
Y Pants:
Bass - Barbara Ess
Drums - Virginia Piersol
Toy Piano - Gail Vachon
Punk funk’ın izlerini taşıyan ve ilkel ritimlerin muazzam birleşimi diyebileceğimiz ‘Beat It Down’ albümü, Glenn Branca’nın prodüktörlüğünde kaydedildi. (Branca o dönemde Barbara Ess’in sevgilisiydi. Ess, bu sayede Branca’nın The Static ve The Theoretical Girls gruplarında da çaldı.) İşte 1980 tarihli 7”ler ve 1982 tarihli ‘Beat It Down’:

Y Pants - Beat It Down + 7 inches.rar
1 Favorite Sweater (2:27)
2 Luego Fuego (4:17)
3 Off The Hook (2:12)
4 Beautiful Food (2:17)
5 Magnetic Attraction (3:11)
6 Obvious (2:53)
7 Barbara’s Song (3:36)
8 Beat It Down (3:07)
9 We Have Everything (2:36)
10 Lulu (5:30)
11 Love’s A Disease (3:10)
12 The Shah Song (2:17)
13 The Fly (2:30) [Words] - Emily Dickinson
14 The Code Of Life (2:00)
15 What Do You Take Me For? (3:05)
SEVİL ÖZTATLI - SEKS SEKS SEKS.mp3
Söz ve müzik: Arif Sami Toker
1990′ların sonunda Carrie Brownstein ve Mary Timony bir araya gelerek “The Spells” diye bir grup kurmuşlardı. Hatta herkes buna kısa süreli bir proje demenin daha uygun olduğunu düşündü, çünkü The Spells’in bir EP (The Age of Backwards) ve bir konserden (Olympia) başka bir icraati olmadı.
Carrie, Monitormix’deki The Spells’i anlatan yazısında zamanında iki eski arkadaşın albüm yapma hevesiyle birbirlerine birtakım kayıtlar pasladıklarını; fakat ikisi de esas gruplarıyla birlikte konserden konsere koştukları için bölük pörçük kayıtları bir türlü bir araya getiremediklerinden bahsediyor. Sonunda beklenen oluyor ve 2000 senesinin yaz ayında birkaç saat içerisinde 4 şarkı birden kaydetmeyi başarıyorlar ama ne yazık ki bunun devamı gelmiyor.
Neredeyse 10 senelik bir uğraş-amayış-ın ardından The Spells’in bir albüm ortaya koyamayacağını anlayan The Spells, birlikte ikilinin kaydettikleri 4 şarkıyı bizlere sunuyor. Hatta iki tanesini indirmemize izin veriyor. Diğer ikisi de benden olsun.
The Spells - Bat vs. Bird.mp3
The Spells - Antarctica.mp3
The Spells - Champion Vampire.mp3
The Spells - Viola.mp3
The Spells’in gerçekten de kısa süreki bir proje olduğu, en azından öyle kaldığı Carrie’nin blog’taki sözleriyle ilk elden açıklığa kavuşturulmuş oldu. “The Age of Backwards”ı favori şarkılarım arasında sayamasam da yeni kayıtları dinlediğimde gerçekten de başucuma koymak isteyeceğim bir albümü kaçırdığımı hissediyorum…
Son olarak hatırlatayım, kayıtlarda davulda Rachel Carns bulunuyor.
Mary Timony ve Carrie Brownstein, yıllar sonra bu projeyle ilgili olarak tekrar bir araya gelip eskileri yadetmişler. Bu iki yakın dostun şarkıların kaydedildiği seneyle ilgili aralarında geçen diyaloğu buraya yazmak istedim:
Mary Timony: Gore ve Bush’un katıldığı seçim döneminin hemen öncesiydi. Sanırım şarkıları Ağustos ayında kaydettik; çünkü Bush’un birkaç ay sonra seçildiğini hatırlıyorum. 2000 senesiyle ilgili hatırladığım bir şey de bu Y2K olayı. Bilgisayarlar ve diğer dijital tabanlı aletler kafayı yer korkusuyla diye herkes galonlarca su ve torbalar dolusu yiyecek satın alıyordu. Bunların hiçbirisini yaptığımı hatırlamıyorum ama her ihtimale karşı şehir dışına kaçan bir arkadaşım vardı. 2000 senesi sanırım electroclash’i tanımaya başladığım zamana denk geliyor. Bunun bana niye önemli geldiğini bilmiyorum. Geriye dönüp baktığımda electroclash’in müzikte geldiğim ya da parçası olduğum noktadan, yani 90′ların indie-rock’ından alakasız bir yerde durduğunu durduğunu görüyorum. 2000′lere geldiğimizde ise indie-rock’ın yerini artık başka şeylerin almaya başladığını hissetmeye başlamıştım. Sanırım bu yüzden.
Carrie Brownstein: Tamamını Olympia’da geçirdiğim son seneydi. Sonrasında sık sık şehirden ayrılmak zorunda kalacağımı bilmiyordum. Doğrusunu söylemek gerekirse, 2000′i “11 Eylül’den önceki sene” şeklinde hatırlıyorum. Şarkıları kaydetmeden kısa bir süre önce Ladyfest dediğimiz o çılgın festival gerçekleşmişti. Zaten sen de şehre bu yüzden gelmiştin. Bütün haftayı akşamdan kalma kafasıyla geçirmiştim. Gerçekten çok içmiş olmasam bile Olympia’nın hareketi beni çok yormuştu. Olympia’yla ilgili izlenimlerini neler?
MT: Soğuk, kalabalık ve pahalı olan Boston’dan geldim Olympia’ya. Kendimi ütopik bir kara parçasına ayak basmış gibi hisettim. Küçüktü ve güzeldi. İnsanlar çok sıcaktı ve ilgi çekici bir müzik ortamı vardı.
MT: Şarkıları kaydetmeden hemen önce Avrupa’yı turlamış ve ardından Ladyfest’lerin hası olan Ladyfest Olympia’da çalmıştık, öyle değil mi?
CB: Kesinlikle doğru. Gruplarımız birlikte ikinci kez Avrupa turnesine çıkmıştı. Şarkıları Jamaika Plain’deki bir apartman katında yazdığımızı hatırlıyorum. Turneyi bitirdikten sonra Washington’dan seni ziyarete geldim. The Spells için şarkı yazmakla solo çalışmaların arasındaki fark nedir senin için?
MT: The Spells için şarkı üretmek solo takılmaktan çok farklı; çünkü senin ortaklaşa bir şeyler yapıyoruz. Bu çok eğlenceli. Arkadaşlığımızın hiç de şaşırtıcı olmayan, doğal bir uzantısı gibi. Aynı zamanda çok ilginç olduğunu düşünüyorum; çünkü hatırladığım kadarıyla şarkıları yazıp kaydetmek bir haftadan az zaman aldı. Peki sen şarkı üretmek açısından Sleater-Kinney ve The Spells arasındaki farkı nasıl görüyorsun?
CB: Sanırım şarkıları Bonton’dayken iki gün içerisinde yazıp, Olympia’dayken yine o kadarlık bir süre içerisinde kaydettik. Seninle şarkı üretmek Sleater-Kinney ile olduğundan tamamiyle farklı değil, fakat senin farklı bir çalış tarzın var. Dolayısıyla benim için hem iyi anlamda zorlayıcı hem de harika bir deneyimdi. Şarkıları kendi haline bırakıp onların bir anda bitmelerine, alakasız bir melodiye bağlanmalarına izin verdik. Ortaya çıkan ne kadar garip olsa da inatçı bir sıcaklık barındırmayı başarıyordu. Diğer hatırladığım bir şeyse ikimizin de kendi gitar partlarımıza takıntılı oluşumuzdu. İkimiz de neredeyse her parça boyunca ana melodiler çaldık. Şarkıları yaptıktan sonra, yani son 8 sene içerisinde hiç onlar üzerinde kafa yordun mu?
MT: Şarkıları hep çok sevdim ve onları hep yayınlamak istedim; fakat sadece 4 şarkımız olduğu için ne yapabileceğimizi bilemiyordum. Sonuçta normal bir albüm için 4 şarkı çok az. Ya sen ne düşünüyorsun? Birlike şarkı kaydettiğimizi unuttuğun oldu mu hiç?
CB: Asla. Neredeyse her sene üzerine kaydettiğim CD’yi çıkarıp şarkılarımızı birkaç gün boyunca durmadan dinliyordum. Gizli bir şeymiş gibi geliyordu; çünkü ilk EP’dekilerin dışında da kaydımız olduğunu bilen çok fazla insan yoktu. Sürekli olarak eninde sonunda bir albüm ortaya çıkaracağımızı düşünüyordum. Bu parçaların hepsini o albüme koyar mıydık bilmiyorum…
Joan Jett, Lita Ford, Sandy West, Jackie Fox ve Cherie Currie’den oluşan The Runaways, rock’n roll tarihinin en önemli kadın gruplarından bir tanesi. Hatta onlar müzik tarihinde büyük ticari başarı yakalayan ilk kız rock’n roll grubu olarak geçiyorlar.
The Runaways’in ömrü yalnızca 4 sene sürdü. Bu 4 senenin sonunda para gibi nedenler yüzünden grup üyeleri birbirlerine girmişler ve grubu dağıtma kararı almışlardı. Neyse ki Joan Jett ve Lita Ford, yaptıkları solo albümlerle unutulmaktan kurtularak birer ikona dönüştüler.
Joan Jett, şimdi muhteşem bir projeye imza atıyor ve eski grubu The Runaways’in yükseliş ve çöküş hikayesini beyaz perdeye yansıtıyor. Jett’in yapımcı olarak yer aldığı filmin görüntü yönetmeni ise aşığı olduğum Floria Sigismondi.
“I Love Rock ‘N’ Roll” şarkısı ile yakından tanıdığımız Joan Jett’i filmde “Twilight”ın yıldızı Kristen Stewart canlandıracak.









