RSS Feed
Kas 24

Active Resistance to Propaganda

Posted on Pazartesi, Kasım 24, 2008 in Bludatura, Kulak Ver

“Westwood defines Propaganda using Aldous Huxley’s words as ‘Nationalistic Idolatry, Non-Stop Distraction and Organised Lying.’ She urges us to escape these, particularly Non-Stop Distraction, go in search of art and become artistic freedom fighters.

Vivienne Westwood, geçtiğimiz sene the Wallace Collection’da sanatseverlere bir manifesto sunmuştu: Active Resistance to Propaganda (veya AR Manifesto da diyebiliriz.)

Pinokyo, Aristoteles ve Alice gibi farklı karakterler arasında geçen diyaloglardan oluşan manifesto, evrensel olarak görülen birtakım insani değerleri sanat aracılığıyla koruyup idame ettirebilme arzusu ve bunu yaparken mevcut önyargılara meydan okuma fikrinden yola çıkarak oluşturulmuş. Westwood, bu manifestoyu hayata dökebildiğimiz taktirde hayatımızı ve en önemlisi de dünyayı değiştirebileceğimizi söylüyor. Manifestoya göre sanatın peşinden koşarak onunla çevrelenmiş birer özgürlük savaşçına dönüşebileceğiz. sahip olacaklarımız bizi daha “insan” kılarak dünyayı daha iyi algılayabilmemizi sağlayabilecek. Etrafımızdakileri “oldukları gibi” görmeye ve onları daha objektif inceleyebilmeye başlayabileceğiz. Bu tecrübe bizi eskisinden farklı davranmaya itecek ve dünyaya daha hayırlı birer genç olabileceğiz. Westwood’a göre sanat bize insan doğasını yansıtarak olayların ve şeylerin genel doğasını kavramaya doğru giden yolu açmalı. Yani sanat yapıtı hayatı yansıtan bir ayna gibi olmalı, bize bizi göstermeli.

“Every time I read a book instead of looking at a magazine, go to the art gallery instead of watching TV, go to the theatre instead of the cinema, I fight for the active resistance to propaganda.”

çünkü:

“…art gives culture and that culture is the antidote to propaganda.”

Her şeyi olduğu gibi görmek, objektif olmak? Güldürme beni diyenler için de bazı açıklamalar yapmış sayın Westwood. Demiş ki, ya kendimize gelip silkineceğiz ya da etrafını yakıp yıkan ve kendini yokeden, kendi aklının kurbanı olan bir hayvandan farkımız olmayacak.

Sınır krizi yaşayan kavramlarla çevrelenmiş tartışmaları oldum olası fazla zaman götürücü bulmuşumdur. Bu yüzden de şişeler dolusu içki eşliğinde sabahlara kadar fikir inatçılığı yapanları hem anlamamışımdır hem de onları bir yere kadar taktir etmişimdir. Her ne kadar onları alkışlamıyorsam da inatçılığı bu tarz konularda kullanmak arada sırada iyi geliyor olabilir. Velhasıl, sosyolojik-felsefi-tarihsel- sanatsal çözümlemeler konusundaki cahilliğimi kucaklayarak “insan, önce insan olsun…” diyerek buyrun manifestoya diyorum.

Manifestoya buradan erişebilirsiniz.

İyi, hoş da…hani içindeki punk sevgili Vivienne???

Be the first to comment.

Leave a Reply